Yüzen çiftliklerden betonlaşan tarlalara. Dünya değişirken tarım da değişime ayak uyduruyor.
Hollanda’nın Rotterdam kentinde, suyun üzerine kurulan yüzen çiftlikler sınırlı arazi sorununa karşı geliştirilmiş. Bu olağanüstü aynı zamanda müthiş bir çözüm. Geliştirilen çiftliklerde, geri dönüştürülen atıklarla beslenen inekler sürdürülebilir üretimin simgesi haline gelmiş durumda.
Öte yandan inceliyorum Türkiye’de son 12 yılda çiftçi sayısı %48 azalmış, tarım alanları %12,3 küçülmüş. Bu veriler tarım sektörümüzdeki gerilemeyi açıkça gözler önüne seriyor.
İki tablo arasında köprü kurmak, hayal olmaktan çıktı mecburiyet haline dönüştü. Çünkü bugün teknoloji ve sürdürülebilirlik, sadece tarımın değil, gıda güvenliğimizin kırsal kalkınmamızın ve yarının anahtarı. Gıda sadece ihtiyaç değil, strateji ile birlikte vizyon olarak görülmeli.
Bahsettiğim Hollanda örneğini araştırdıkça, kendimizi halen “tarım ülkesiyiz”diye lanse etmenin sadece bir söylem haline geldiğini fark ediyorum. Eksiğimiz toprak değil, bizim eksiğimiz vizyon. Herkes içine kapanıyor ve bu kapanış üretimi de, umudu da kurutuyor. Ülkemin topraklarını çok seviyorum. Kıymetli verimli ve bereketli. Nazlı olmakla birlikte kırılgan, sessizce göz göre göre unutulan.
Bir şeyler yapmalı üretmeli, hayata yeniden dokunmalıyız. Çünkü gıdanın geleceği sadece çiftlikte değil, vizyonda yazılıyor.