Dünya gıdayı konuşuyor. Ama kimse toprağın ne dediğini dinlemiyor.
Bugün dünyanın her yerinde gıda, proteinler, fonksiyonel ürünler, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik konuşuluyor. Ama bütün bu tartışmaların ortasında sessiz kalan bir aktör var.
Toprak.
Oysa bir ekmeğin hikâyesi de, bir meyvenin lezzeti de, bir çocuğun geleceği de önce toprağa emanet ediliyor.
Meslek hayatım boyunca toprağa dokunmuş, sözleşmeli tarım yapmış ve binlerce ton buğdayın tarladan sofraya uzanan yolculuğunda çalışmış biri olarak şunu çok net söyleyebilirim.
Toprak sadece üzerinde üretim yapılan bir alan değildir. O, geleceğin görünmeyen sermayesidir. Biz çoğu zaman hasadı görüyoruz. Ama toprağın ne kaybettiğini görmüyoruz.
Daha fazla üretim, daha yüksek verim, daha hızlı sonuç istiyoruz. Peki toprağın buna ne kadar dayanabildiğini hiç düşünüyor muyuz? Çünkü toprak da konuşur. Organik maddesi azaldığında, su tutma kapasitesi düştüğünde, biyolojik çeşitliliği zayıfladığında konuşur.
Ama bunu kelimelerle değil verimle, dayanıklılıkla ve sessizce gönderdiği sinyallerle yapar. Geleceğin en büyük gıda sorunu toprağın anlattıklarını yeterince dinlememek olacak.
Teknoloji gelişebilir, fabrikalar büyüyebilir, üretim kapasitesi artabilir. Ancak sağlıklı bir toprağın yerini hiçbir teknoloji dolduramaz. Bugün gıdanın geleceğini konuşuyorsak, önce onu mümkün kılan temeli anlamalıyız.
Bazen en önemli mesajlar, en sessiz kaynaklardan gelir.Çünkü gıdanın geleceği toprağın altında yazılıyor.