Dünya doyuyor ama sofralar boşalıyor.
Bir zamanlar sofralar sadece yemek yenilen yerler değildi.
Aile, muhabbet oradaydı. Kırgınlıklar orada çözülür, büyükler dinlenir, çocuklar orada büyürdü.
Bizim kültürümüzde sofraya:
* Bereket denir
* Birlik denir
* Huzur denir. Bir dilim ekmek paylaşmak bile aynı hayata ortak olmak anlamına gelir.
Dünya değişiyor değil değişti.
! Herkes aynı evde ama farklı ekranlarda yemek yiyor
! Öğünler arabada bitiyor
! Toplantılar arasında atıştırılıyor
! Yemek artık “hızlı tüketilmesi gereken bir ihtiyaç” gibi görülüyor.
Ve her toplum artık şunu tartışıyor. Yemek bir kültür mü, yoksa sadece biyolojik yakıt mı?
Batı dünyasında artık:
• Toz öğünler
• Kapsül beslenmeler
• Yapay zekâ destekli diyet sistemleri
• Tek kişilik hızlı tüketim modelleri büyüyor. Ama büyümeyen bir şey var oda insan ilişkileri. Çünkü mesele sadece yemek değil. Nasıl, kimle ve hangi ruh hâliyle yediğimiz.
Sanki görünüyor. Modern dünyanın en büyük kaybı aynı sofrada oturmayı unutmak olacak.
Oysa bizim kültürümüzde bir çay bazen terapiydi, bir çorba geçmişti, bir sofra aileyi bir arada tutan görünmez bağdı.
Şimdi ise çok daha fazla ürün ama daha az paylaşım.
Gelecekte herkes doyacak. Ancak aynı sofrada oturmayı unutursak, gerçekten tok sayılır mıyız? onu bilemiyorum işte.