Yangınlarda oldukça içim, içimiz kavruldu hepimiz çok üzüldük. Elimizden geleni mümkün olduğunca yapmaya çalıştık ama olmadı başaramadık. İnsanoğlunun bu tabiata ne kadar zarar verenler olduğunu bir defa daha anladık. İnsan olmasın tabiat çok kısa sürede içinde kurdu, kuşu, böceği ile birlikte kendisini hemen toplar. Ama bir rahat kalsa…..
Böyle durumlarda eskilere gidiyorum hep çünkü özlüyorum o günleri.
Ve “anneannemin toprağı” diye başlıyorum güne
Yaz gelince valizi önce gönlüm toplardı. Okullar kapanır kapanmaz, soluğu köyde alırdık. Ki o zamanlarda dahi kentin telaşından, asfaltın sıcağından, o sıkıcı şehir havasından sıyrılıp, toprağın kokusuna koşardım. Köy bir başka dünya gibi gelirdi bana. Anneannemin elleri gibi sıcak, evi gibi serin, sesi gibi huzur vericiydi.
Anneannem sabah erkenden kalkar, elindeki çapasını alır, bahçeye inerdi. Hemen ilerisi ormandı. O cennetin açılan kaç tane kapısı vardı bir bilseniz. Ben de peşinden,ayakkabılarımı unutup yalınayak basardım toprağa. Anneannem “Toprakla ayaklaşmazsan toprak seni tanımaz,” derdi bana. Haklıydı toprak, tanırdı insanı.
Tarlaya bir şey ekeceği zaman önce eski gübrelik tezeklerden bir sepet doldururdu. Sonra da sobadan çıkan tezek külünden. Bir avuç buradan, bir avuç oradan karıştırırdı toprağa. Yapay gübre mi ? O zamanlar adı bile bilinmezdi.Toprağa verilecek şeyin de, ekilenin de, biçilenin de bir adabı vardı.
Bir gün sordum:
— Anneanne, neden böyle yapıyorsun ? Ah be canım gülümsedi ve “çünkü toprak sana ne verirsen onu verir yavrum. Tezek de, kül de ona candan verilmiş bir teşekkürdür”dedi.
Ve o yaz bahçede yetişen domatesleri hatırlıyorum.Kopardığımız an, kokusu burnumuza değil, ta birkaç metre öteye kadar yayılırdı.Salatalığın kabuğunu soyarken, doğanın diliyle konuştuğunu hissederdik. Bir karpuz kesildi mi, mahalledeki çocukluk arkadaşlarım sanki kokuyu duyar gibi koşa koşa gelirdi. Hepsi o kadar doğaldı ki, sanki meyveler dalından değil, bizimkilerin yüreğinden çıkardı. Zaman geçti, şehir büyüdü, topraklar değişti, gübreler değişti, tarlalar bile sustu. Ne zaman köy aklıma düşse hâlâ burnuma o yazların kokusu gelir bazen. Toprakla karışmış külün, sevgiyle karıştırılmış tezeğin kokusu.
Ve anneannemin sesi !
“Toprakla konuşmazsan, toprak sana cevap vermez.”