Ambalaj canlı, içerik yorgun. Tarihi geçmemiş ama değeri tükenmiş gıdalarla dolu bir dünyadayız.
Market raflarında “son tüketim tarihi” geçmemiş yüzlerce ürün duruyor. Ama o ürünler artık ilk günkü gibi değil. Lezzeti solmuş, rengi değişmiş, içeriği kaybolmuş. Yani ambalajda hayat var gibi gözüküyor ama içinde yaşam kalmamış. Bu klasik bir gıda israfı değil. Bu, ambalajda parlayan ama içinde solan ürünlerin hikayesi.
Bazen o ürünler hiç açılmadan çöpe gidiyor. Bazen satın alınıyor ama bekledikçe değerini kaybediyor. Ve bazen, tüketici ambalajın üzerindeki tarihe güveniyor ama içerik çoktan “bitmiş” oluyor.
Marketler ise çözümü, son tüketim tarihine birkaç gün kalan ürünleri cazip indirimlerle satmakta buluyor. Bu yöntem, ekonomik anlamda hızlı tüketimi teşvik ediyor. Ama içerik kalitesinin düşüşü göz ardı ediliyor. Yani fiyatta cazibe varsa da, içerikte zayıflama çoktan başlamış olabilir.
Bunlar yalnızca ekonomik değil, besinsel kayıplar. Bir ürünün raf ömrü 12 ay olabilir. Ama o 12 ay boyunca fonksiyonelliği azalır, etki gücü düşer. Yani etiket aynı kalır, içerik yavaş yavaş susar.
Yüksel oranda paralar kazanan marketler kendini geliştirmeli ve tüketicinin çıkarlarını gözeten sistemler haline gelmeli.
Peki çözüm nerede ? önerelim ki, belki bu öneriler okunup hayata geçirilebilir.
• Akıllı raf sistemleriyle içeriği izlemek
• Ürünler için besin etki süresi takibi geliştirmek
• Ambalaj teknolojisini sadece koruyucu değil, bilgilendirici hâle getirmek
• Ve en önemlisi Tüketiciyi eğitmek
Çünkü bilinçli tüketici sadece “son kullanma tarihi”ne bakmaz. Ürünün ruh halini de okur.
Gıdayı sadece çöpe atarak değil, zamanında tüketmeyerek de israf ediyoruz. Ve bu israfın faturası, sadece finansal değil sağlıksal, çevresel ve insani. Ben bu konunun çözümüne kafa yoran herkesin sesi olmak isterim. Çünkü ürün üretmek yetmez.
O ürünün en değerli hâliyle ulaşmasını sağlamak, gerçek sorumluluktur.